ahmetsarginn.sitemynet.com
bcm.jpg

Anasayfam
Boş Sayfa
Boş sayfa
Boş Sayfa
Boş Sayfa
Günlük Yazılar
Hayatı
Hak. Çıkanlar
Şiirleri
Mak. Yazıları
Foto Abum
Fest. Fotg.
Yoz.Şair Habr.
Fayd. Siteler
Köşe Yazıları

Köşe Yazıları


YOZGAT VALİLİĞİ SİTESİ
(Buraya tıklayınız)

KÖŞE YAZILARI

FİLİZ KILINÇ VE
BOZUK PARAYA DÜŞLER SATARIZ!...

Kim atıyor bu çocukları sokaklara?
Kim veriyor minicik ellerine kirli cam bezlerini?..
Oyuna doymamışken daha,
Ve tanışmamışken atlı karıncayla,
Kim el açtırıyor onlara.
Hangi bozuk paralara satıyoruz,
Çocuklarımızın geleceğini?....
"Bozuk Paraya Düşler Satarız!." başlığı gerçekten de çok ilgimi çekmişti. Param parça elbiseleri ile çocuklar bir şeylerin pazarlığını yapıyor, kitabın kapağında!...Feleğin çemberi onları içine almış, Kurtlar Sofrasından bir parça koparabilmek için düven dişleri eritiyor, yok ediyor onları!..
"Bozuk Paraya Düşler Satarız" hemşehrimiz genç hanım şair-yazar Filiz Kılınç'ın ilk şiir kitabının adı. Yusuf Özcan onu şöyle anlatıyor: "Suların kayalardan dökülüp de akışı gibi Ozan Didari'nin sazı eşliğinde Bozuk Paraya Düşler Satarız şiirini dinledim...O kadar güzel bir şiir okuyan bu hanımı tanımak isteyerek sokuluverdim yanlarına!.. Müşterisi ender bulunan bu pazarda nark bulunmaz; tezgahlarında sevgi ve gönül alınıp, karşılıksız sevgi verilir. Bu pazarda aşk alınır, sevgi satılır...İşte o sevgi ortamında tanıdım ben Filiz Kılınç'ı, Ozan Didariyi..."
Hayat bu! / Aldırmayacaksın reis,
Umudunu insanlar üzerine kurmayacaksın,
Her canlının bir dayanak noktasına ihtiyacı var,
Dayanak noktasını iyi tanıyacaksın,
Dünyevi her şey geçici;
Sen ancak Allah'a sarılacaksın!...
Filiz Kılınç eserin önsözünde diyor ki: "Çevremdeki insanların hüzünlü yüzleri çekti beni. Onların hayatlarından kesitler aldım. Aşk her yerde aşktı; aşk çoğu zaman acıydı...İnsanların acılarını satırlarıma aktardım. Sonra yazmak da yetmemeye başladı, yazdıklarımı ( onu seven birileri ile)paylaşmaya başladım!..."
Yozgat Sürmeli Şiir Günlerine" katılıp güzel yorumu ile eserlerini seslendiren bu genç, heyecanlı, sevgi dolu hemşehrimizi proğramın yoğunluğu nedeniyle dinleyememiştim. Duygu bulutu gibi yüklü, sevgi ve muhabbet dolu bu şair kardeşimle zaman zaman telefonlaştık. Yozgatla ilgili düşüncelerini sordum, programı beğendiğini söyledi ve bundan sonraki programlarda size bizzat yardımcı olacağım , diye de söz verdi.
Biz bozkırların çocuğuyuz,
Kolay olmaz hayat bize,
Alnımızın teri karışır aşımıza,ekmeğimize,
Yılmayız çalışmaktan,
Burnumuzu dikmeyiz havaya,
Ama konu gurur olunca;
Kafa tutarız en üstteki adama!.
Şiirlerinde sevgiyi, aşkı, hasret ve özlem duygularını dile getiren genç şair, hayatın sıkıntılarını ve çilelerini terennüm eder. Şiir onun için bir tutku, bir yaşam biçimidir. Hele hele çocuk sevgisi onun yüreğini dağlar. Çocukların sıkıntı çekmelerine dayanamaz. Çocukların hayallerini, umutlarını, geleceğini üç-beş kuruşa satanlara sitem eder ve: "Bırakın o minik yavrular atlı karıncalarda oynayarak çocukluklarını yaşasınlar!" der.
Anne sevgisi onda doruklardadır. Şiirlerinde annesine olan özlemini dile getirir.Sevgiye, sevgiliye, onu anlamayan vefasızlara sitemi vardır. Çekip gitmelerini ister hayatından...Ama yine özlem ve hasret duyguları ile seslenir sevdiğine, kendisini anlamasa da!..
Yağmurlar yağar deniz gözlerine,
Islanır kirpiklerin, kıyamam,
Serde kadınlık gururu var anlatamam,
Gözlerin okyanus,/ Bakışların alev,
İçim felaket titrer, konuşamam...
Tezgahında sevgi tohumları yeşeren, aşkın alınıp, karşılıksız sevgilerin satıldığı gönül ummanından seslenir Filiz Kılınç hanımefendi bizlere...Gerçekten de kayaların arasından billur gibi soğuk suların aktığı bir gönül ummanına sahiptir o...İçenlerin kandığı, tadanların duyamadığı gönül pınarlarından Anadolu insanına...
Dili sade, ölçüsü serbest, anlatımı duru, samimi ve içtendir. Gönüllerin derinliklerine akıp yerleşir şiirleri..."Bozuk Paraya Düşler Satarız'a" aklım takıldı. Okumaya doyamadım şiirlerini, özden gönülden gelen nağmeleri..
Yazın sıcağında dağ doruklarındaki serin pınarlar gibi, güzün akan çağlayanların kuytu kaya diplerindeki soğuk sular gibi!...Tertemiz akan gönül pınarlarından zevk alarak okuyacaksınız şiirlerini!. Ve selam göndereceksiniz Anadolu'nun garip-üstü başı yırtık çocuklarına!...Eline sağlık şair kardeşim, yüreğine sağlık Filiz Bacım, sağ olasın!.. Kitabını zevkle okuyorum.
Ahmet Sargın- Köşe Yazısı-07.Ekim.2006 Yozgat İleri Gazetesi
****************************************

İÇİM KAN AĞLAYARAK GİDİYORUM!..

Bu sözler bir hemşehrimize ait!..Araştırmacı, gazeteci, yazar, hemşehrimiz. Üreten, araştıran, kültüre sevdalı bir insan!...Onu çok eskiden tanıyorum, (Yerköy'den). Biraz aykırı düşünceleri vardır. Çıkışları, tavrı, davranışı garip karşılanmış olabilir ama, o Yerköy'ün kültür adına yetiştirdiği en cesur insanlardan birisi!...Birileri onu yanlış anlamış olabilir, ya da o kendini topluma yanlış anlatmış da olabilir. Ama ben yakıynen bildiğim kadarıyla o, Yerköy'ün kültür elçisi bir insan..
Uzun bir süre önce onunla Yerköy'de tanışmıştık. O tarihte Yerköy'de harıl harıl çalışıyor; Resim sergisi açıyor, gazete çıkarıyor, Yerköy resimlerini arşivliyordu. Bana da tomar tomar bu resimlerden hatıra vermişti.
"Yerköy Sevdalısı!" yazıyordu köşe yazılarında!. Gerçekten de Yerköy'e sevdalı bir insandı. "Çiçekdağı-Köseli-Yerköy Bir Olalım, İl Olalım!" sloğanını ilk defa teleffuz eden o olmuştu. Araştırma yapıyor, okuyor, yazıyor, harıl harıl çalışıyordu. Çok geniş bir kitaplığa-kütüphaneye sahip bir arkadaşımız..
Yerköy'den sonra onu bir çok ile sürmüşler. İl il, ilçe ilçe sürgün edilerek Anadolu'yu dolaşmış:"Ahmet Hoca, hatıralarımı tüm çıplaklığı ile yazacağım!" diyordu...( Yazarsa ne olur? Bir düşünebiliyor musunuz?) Tam bir sürgün adamı, yargılanmış, mahkemece tutuklanmış, mücadele etmiş, yılmamış, usanmamış, düşünceleriyle aykırı bir adam rolünü bürünmüş!... Çoğumuz onu anlamakta zorlandık. Yine biliyorum ki, yüzde doksanımız onu yanlış hatırlıyor. Zaten o da hayatında hep yanlış ve anlaşılmazları oynamış!...
Dobra doburu seviyor. Lafı eğip bükmeden söyleyerek dikkatleri üzerine çekiyor! Tabiri caizse doğruyu direk gibi ortaya koyup geçiyor. Gözü kara, gözü katı, kendi ifadesi ile "inandığı değerler uğruna ölmekten hiç çekinmeyen " bir insan. Bildiğim bir net tavrı daha var, o da Yerköy'ü, Yerköylüyü, memleketini, devletini, bayrağını seviyor!...Bölücülüğe karşı, vatanına, memleketine laf attırmıyor. Ama demokratik bir sol düşünceyi savunuyor, bundan da taviz vermiyor..
Emekli olmuştu, Yerköy'e geldi. Buraya yerleşeceğim, diyordu. Elinde basılmayı bekleyen eserleri vardı. Geniş çaplı bir "Yerköy Tarihi araştırması," Yerköylü Şairler araştırması, " hikayeleri ve denemeleri mevcuttu.. Onları bastırmak için çok uğraştı, ama olmadı, yapamadı; sponsor bulamadı, kahretti, öfkelendi, sinirlendi "kültüre sevdalı olmayanlarla bir şey yapamıyorum " diye bana dert yandı. Belki de en güvendiği, teselli bulduğu, derdini paylaştığı insandım ben.. Bunları benimle defalarca paylaştı...
Bir kahırla gitti, Antalya'dan kiralık bir ev tuttu. Pahalı bulduğunu da öfkelenerek söylemişti. "Gidiyorum bu ellerden, beni anlamayan, bana yabancı, bana sahip çıkmayan bu yerden!.." demişti. Derneğimizin Yönetim kurulu üyesi, derneğin kurucularından, kendi de Yerköy'de gelir gelmez bir kültür derneği kurmuştu. Dört elle sarıldığı kültür faaliyetlerini elinden bırakarak bir anda karar verdi. Gidiyorum ve "İçim kan ağlayarak gidiyorum, bu memleketten!.." diyordu.
Kim mi bu hemşehrimiz?..Çoğunuz anladı biliyorum...Erhan Palabıyık; gazeteci, yazar hemşehrimiz. Son çıkan eseri Ali Galip Gencoğlunun Kurtuluş Savaşı anıları kitabı bile Yozgat'ı tanıtmaya yetebilecek mükemmel bir çalışma...Bu eser onu tanıtmaya yetecektir, buna kesinlikle inanıyorum!..
Üretken; gittiği yerde gazeteler, dergiler çıkarmış, eserleri, binlerce makale yazıları yayınlanmış araştırmacı bir arkadaşımız, Erhan Palabıyık...Tahmin ediyorum, ismini vernice çoğunuzun yüz siması değişiverdi!...O mu?.. Dediniz! O ya; sizin aykırı bulduğunuz ama, benim "Kültür Sevdalısı!...Yerköy Sevdalısı insan!." olarak ilan ettiğim insan!...O şimdi malesef aramızda yok, Antalya'ya göç etti...Son sözleri işte bu sözler olmuştu: "İçim Kan Ağlayarak gidiyorum!."
Ahmet Sargın- Köşe Yazısı -02 Ekim 2006 Yozgat İleri Gazetesi
*********************************

NASIL BİR VİCDAN TESTİ ?
Almanya'nın Baden -württenberg Eyaleti Alman vatandaşlığına geçen Müslüman -Türk göçmenlere 01.01.2006 tarihinden itibaren bir test uygulaması başlatmış olup, bu test: "11Eylül saldırıları hakkında ne düşünüyorsun? Oğlunuz eşcinsel olduğunu söylese ne yaparsınız? Sizce kadın kocasına itaat etmeli mi; itaat etmiyorsa dayak yemeli mi? Bir erkeğin eşinin ya da kızının toplum içinde şerefsizlik yapmasını önlemek için eve kapatılmasının kabül edilir bir davranış olduğunu düşünüyor musunuz? Kızınız size gelip cinsel tacize uğradığını söylese bir baba, ana, ağabey olarak ne yaparsınız? Reşit oğlunuz size eşcinsel olduğunu ve bir erkek ile yaşamak istediğini söylese buna tepkiniz ne olur? Gibi toplam 30 ilginç sorudan oluşuyor!
"Vicdan Testi" uygulamasını savunan Alman Fedaral İçişleri Bakanı wolfgang Schauble: "Almanya'da birlikte yaşamı isteyen kadın ve erkekler, zorunlu evlilikler konusunda yöneltilen sorulara cevap vermek durumundadırlar. Ayrıca Almanya'da yaşamak ve vatandaş olmak isteyenler, Almanca'da bilmek zorundadırlar" diyerek vicdan Testi uygulamasını savunmuştur.Schauble'nin Müslüman göçmenleri dışlayan bu yaklaşımı Müslüman göçmenleri" İkinci sınıf bir vatandaş görme", anlayışı olarak değerlendiriliyor!.
Soruların ekseriyeti kadın ve din ile iligili olmasına rağmen bazen de:" Demokrasi en kötü rejim biçimidir; Fakat mevcutların içinde de en iyisidir" sözünden ne anlıyorsunuz? gibi yorum soruları sorulmaktadır. Bunun anlamı ise:" Biz Müslüman vatandaş istemiyoruz!." demektir. Vicdan Testine tepki koyan İslam Konseyi Başkanı Ali Kızılkaya:" Bu sorular Almanya'da yaşayan Müslümanların suratına inen bir tokat gibidir!." diyerek test uygulamasına olan tepkisini dile getirmiştir.
Alman Yeşiller-Sol Parti ve Hür Demokrat Parti temsilcileri, Vicdan Testinin ayrımcı ve Müslümanları aşağılayıcı bir amaca hizmet ettiğini belirterek Anayasaya aykırı olduğu görüşünü savunmuşlar; Ancak Alman Parlementosunda yapılan oylamada Alman vekillerinin vicdanları oylarına yansımamış; yapılan görüşme ve oylamada "Vicdan Testine" devam kararı çıkmıştır.
Almanya'nın Baden wörttenberg Eyaleti Hükümetinin 1 0cak 2006 tarihinden uygulamayı başlattığı" Vicdan Testi"ne tepkiler doğmuş; Stuttgar Alman- Türk iş Merkezinde düzenlenen toplantıda konuşan Avukat Dr. Altan Heper, uygulamanın Alman yasalarına değil, uluslararası anlaşmalara da tamamen aykırı olduğunu ifade etmiştir. Vicdan Testinin sadece Müslüman göçmenlere uygulanıyor olmasının ayrımcılık meydana getirdiğini belirten Heper, testin herkese uygulanması dahi hukuka aykırıdır, demiştir. Tük temsilcileri:" Bariz şekilde din özgürlüğüne saldırı var, kimse diniyle ilgili düşüncesini açıklamak zorunda değildir!." görüşündedirler.
Bu konudaki haklı tepkisini dile getiren ATİB (Avrupa-Türk İslam Birliği ) Başkanı: Baden württenberg Eyaleti 01.01.2006 tarihinden itibaren bu eyalette Alman vatandaşlığı için müracaat edenleri, deyim yerindeyse, Ahiret sorularıyla imtihana tabii tutmaktadır. 30 sorudan ibaret olan vatandaşlık sorgulaması sadece İslam dinine mahsus olanları hedef aldığını göstermektedir, bu uygulama yanlış bir uygulamadır, diyor.
Almanya'da bulunan Türk Dernek yöneticileri Müslümanları aşağılayıcı soruların yer aldığı Vicdan Testi uygulamasının durdurulmasını talep ederek, uygulamayı protesto etmişlerdir. Almanya'da yayınlanan haftalık dergi: "Die Zeit" Gazetesi test metninin tamamını yayınlayarak okuyucularına duyurmuştur...
Uzun süredir Almanya'da ikamet eden ve bu bölgede " Aktüel Dergi "adıyla bir dergi çıkaran Türk vatandaşlarının dili, gönlü ve sesi olan hemşehrimiz Doğan Tufan, aynı derginin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı internet sitesinde Vicdan Testine dikkat çekerek, konuyu Alman kamuoyu vicdanında protesto etmeye gayret sarfediyor. Tufan, derginin internet sitesinde (www.aktueldergi.com) bu gündemi sıcak tutarak Müslüman Türk göçmenlere uygulanan testin yanlışlığının mücadelesini veriyor!.. Değerli kardeşim, hemşehrimiz Dogan Tufan'ı bu anlamda yürekten kutluyorum...Mücadelesinin başarıya ulaşmasını diliyorum.
Avrupa'da ve Amerika'da özellikle Hıristiyan kadınlarda İslam'a geçiş olaylarının artması hem Papa'nın hem de bu ülke yöneticilerinin dikkatini çekmişti!.. Konu istihbarat örgütleri tarafından araştırılmakta idi!..Olaylar gösteriyor ki, Avrupa ve Amerika Türk-Müslüman göçmenlere tepkisini koyarak hem din özgürlüğünü kısıtlamakta, hem de bir kültür asimilasyonu uygulamaktadır. Olayı dünya kamuoyuna ve Türk Dışişlerine taşımak gerekir. Böyle bir uygulama medeni değildir, insani hiç değildir; insan hakları ve özgürlüklerine de aykırıdır. Sadece protesto etmek yetmez, o insanların haklarını da savunmak gerekir...
…..

İMARZEDELER ÜVEY EVLAT MI?
İmarbank mağdurları perişan; İmarbank mağdurları çaresiz!... Ekonomik şartları zorlaşan mağdurların, psikolojileri ve sağlık durumları bozulmaya başladı. İnsanları perişan hale getirip dertleri ve sıkıntıları ile baş başa bırakmak doğru değildir. "Devlet Babaya" da yakışmaz! Devlet Babaya sorunlara çözüm bulmak yakışır!...
Devletin güvencesi altında çalışan bir bankaya para yatırmak neden suç olsun ki?...Binlerce insanın çaresizliği, binlerce ailenin perişan hali yetkilileri harekete geçirmelidir. Mağdurların tek isteği sesini duyurabilecekleri bir makamın bulunmasıdır. Konunun sürüncemede bırakılması kanayan yaraları daha da derinleştirecektir!.
Devlet 4 Temmuz 2003 de İmarbank'a el koymuş; BDDK’nın hesabına göre 715 trilyonluk bir hesap meydana çıkmış; Banka hesabında 7.5 katrilyon mevduat ve faizle birlikte 1 katrilyon hazine bonosu gözüküyordu... Devletin güvencesi altında bulunan bu paraların normalde hak sahiplerine geri ödenmesi gerekiyor...
12.08. 2003 Tarihli Hükümet kararı ile ödemeler Bakanlar Kurulu kararına bağlanmış; ancak 5021 sayılı kanun ve Bakanlar Kurulunca 2003/ 6663 sayılı karar ile geriye dönük mevduat güvencesi kapsam dışına çıkarılmıştır. Böyle olunca da İmarbank mağdurları kendi dertleri ile başbaşa bırakılmış oldular!... Ve onlar şimdi perişan; onlar şimdi çaresiz!..
Devletin güvencesi altında bulunan şirket ve banka mağdurlarını düşünün!... Derdini kime, nasıl anlatacak? Elbette ki "Devlet Babaya." Ne diyecek? Babalık görevini yap ve bu duruma bir çare bul!. Çünkü dün de, bugün de ben paramı senin güvencen altındaki bir kuruma yatırmışım! Yatırken de: "Devlet Baba var, gayle yok!" diye düşündüm.
Mağdurları düşünün; kimisi perişan, kimisi aç, susuz, kimisinin de sağlığı bozulmuş, hasta!..İşsiz güçsüz kalanlar var; psikolojileri bozulanlar var; Ailesinin aylık gelirini sağlayamayıp aile düzeni bozulanlar var!. Vatandaş üç-beş kuruş biriktirip bir kenara koymuş. Yaşlılığımda, ihtiyarlığımda, hastalığımda alıp kullanırım diye. Ama bir de bakmış ki, bu paralar uçuvermiş. Devlet el koymuş, ya da birileri içini boşaltmış. Vatandaş bunu bilmez. Devlet güvencesi altında bulunan bir bankaya para yatırmakla ben neden suçlu olacak mışım? Diye düşünür...
İmarbank mağdurları işte böyle bir garip çaresizliğin kıskacındalar!.. Derdini anlatabilecekleri bir kurum, bir makam yok gibi. Cumhurbaşkanına, Başbakana sesleniyorlar ve "Bize sahip çıkın!" diyorlar!...Bu haklı çığlıklarını duymak zorundayız!
Şimdi Devlet-i Aliye sormak gerekiyor" İmarbank zedeler vatanın üvey evlatları mı?" diye. İnsanlara uyarı yapılmış mıdır, paranızı çekin, bu banka kapanıyor, denilmiş midir? Çöken binanın altında ne yazık ki, masum insanlar kalmıştır! .Bu bir tabii afet de değildir; olaya devlet el koymuştur. Çözüm bulmak da ona aittir!.
Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanın, Bakanlar Kurulunun duyarlılığı konuya çözüm getirecektir. Bu haklı sese kulak vermek zorundayız. Devlet Baba böyle bir haksızlığa elbette ki, seyirci kalamaz!..Çare çözümsüzlük de değildir; çözüm, Devlet-i Ali'nin imkanları dahilindedir.
.........
OSMİNYUM?

Osminyum nedir? Ağır yoğunluklu bir metal elementidir (Os). 1803 de Smithson Tenant tarafından bulunan bir metal elementi... Platin yataklarında çok bulunan bu metal, platin yatağının kalitesini belirliyor. Daha çok enerji üretiminde kullanılıyor ve özellikle roket yakıtlarında faydalanılan güçlü bir element!.. Aynı zamanda en ucuza mal edilen bir element!...
Bir ilginç nokta daha, bu elementin asıl vatanı Türkiye! Dünyada en çok Türkiye'de bulunuyor. Rezervi 127 bin ton. İkinci sırayı Bulgaristan alıyor, bu ülkedeki Osminyum rezervi 2.500 ton. Türkiye de Osminyum elementinin para karşılığı 9 Trilyon dolar!.. (Rakamlar ARGE Mühendisler Derneği verileri...)
Bir ilginç not daha: İç borcumuz 85 milyar dolar; dış borcumuz 125 milyar dolar, Toplam borcumuz: 220 milyar dolar!. Ülkemizdeki Osminyum elementinin karşılığı 9 Trilyon dolar!...Bu rakamlar sizlere bir şeyler anlatıyor mu bilmem?..
Bir önemli not daha: Bunda isim veremiyeceğim. Bir vatandaş ....."Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar zengin bir ülkedir!...? " diyor. Ben şimdi anlıyorum, petrol yataklarının neden derinleştirilmediğini; tarihi yerlerin neden kendi başına kazıp çıkarılamadığını; değerli madenlerini neden araştırıp, işleyemediğini!...Bilmem sizin düşüncenizde de bir deprem yaşattı mı?
Bir gazeteci Avrupa'da yapılan bir seminer de bu görüşü doğruluyor ve Türkiye'deki kaynakların kendi başına kullanılamıyacağını, bunun Avrupa Birliği ile paylaşılması gerektiğini vurguluyor!...Garip ama gerçek! Diğer bir ifadeyle acı ama gerçek!...
Yer altı ve yer üstü zengin kaynaklara sahip olan Anadolu; Zengin madenlere sahip Türkiye derdik; doğru söylermişiz meğer! Bunların neden, niçin işletilemediğini ise bilmiyormuşuz!..İfadeyi tekrarlayalım isterseniz: "Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar zengin bir ülkedir!..."
Şimdi anladınız mı Anadolu'nun değerini ve kıymetini?..Neden Anadolu diyenlere cevaptır! Bu zenginliğin korunmasını yapanlar Çanakkale'de oluk oluk kan akıtmadılar mı?..Çanakkale Geçilmez ruhuna sahip vatan evlatları yükünüz ve sorumluluğunuz çok ağır; bunu unutmayınız!...
........
İSTİKLAL MARŞI

Milli Marşımız, bağımsızlığımızın simgesi; onurla okuduğumuz, Türk Milletinin kurtuluş marşı!...Şüphesiz ki, bu marş, milli duygularımızı dile getiriyor! Kahraman Mehmetciklere ithaf edilen bu marş, 12 Mart 1921 de TBMM'de bizim Milli Marşımız olarak kabul edilmiştir. Açılan yarışma sonucunda Mehmet Akif'in şiiri TBMM gündemine geliyor! Yarışmaya şiirini gönderebilmek için Akif'in tek şartı vardır: konan 500 TL ödülün hayır kurumlarına dağıtılması... Yani ödül için Milli Marş yarışmasına katılmayı reddediyor!...
Şair ve yazar, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver şiiri Mecliste yüksek sesle okur; ama herkes ayaktadır! Bir kez daha okumasını rica ederler! Yine ayakta dinlenir. Milli Marş o gün TBMM'de üç defa okunur ve alkış tufanı arasında, göz yaşları ile Milli Marşımız olarak kabul edilir!. Gözyaşı dökenler arasında cepheden yeni dönen gaziler, şehit yakınları silah arkadaşları da vardır!...
O günün Milli heyecanını yansıtan İstiklal Marşımızın bir anlamı da Kurtuluş Savaşı'nı özetlemesidir. 12 Mart toplantısında Meclisin ön sıralarında oturan Mustafa Kemal Paşa'nın büyük bir heyecan içinde ve ayakta marşı dinlediği, coşku ile alkışa katıldığı Meclis tutunaklarında kayıtlıdır!...
Bir başka ilginçlik de, Akif'in sırtında giyecek paltosu bile yoktur. Ama Milli Marş için konulan 500TL.lik ödülü kabul etmez; hayır kurumlarına dağıtılmasını ister! Onun görüşü şu dur: "Bir Milletin bağımsızlık marşı para karşılığında yazılmaz!.." (Onun karşılığı Şehit Mehmetçiklerin kanıdır!)
"İstiklal Marşı" nı neden Safahat'ına almadınız?" diyenlere cevabı: "Artık o benim değil Türk Milletin malıdır!" Ölüm döşeğinde bir grup öğrenci onu ziyarete gelmişlerdir. İçlerinden birisi merakla sorar: "Efendim, İstiklal Marşı'nı bugün tekrar yazacak olsaydınız neleri yazardınız?" Bu soruya cevabı da çok manidardır: "Allah bu millete bir kez daha İstiklal Marşını yazdıracak olay yaşatmasın!."
İstiklal Marşını tarihe yazanlar da; Çanakkale Geçilmez, diyenler de; Kurtuluş Savaşını kazanalar da aynı ruha sahip olan yüce insanlardı! Hepsini saygı ile hürmetle yad ediyoruz!...Mekanları Cennet olsun! Aziz hatıralarına saygı duyuyoruz. Ruhlarına binlerce fatihalar!...Onların emanetini anlayabilenlere selam olsun!.
Dalgalan sende şafaklar gibi ey şanlı hilal,
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal,
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal,
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal!.

ÇANAKKALE İÇİNDE VURDULAR BENİ!

Bugün 18 Mart, Çanakkale Şehitlerini anma günü!. Nice 18 Martlar gelecek, Çanakkale Şehitleri de, Çanakkale ruhu da unutulmayacak inşallah! Bu bizim için çok önemli bir mesajdır. Çanakkale Şehitlerinin mübarek kanları olmasaydı, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti de olmayacaktı. Bunu çok iyi biliyoruz ve Çanakkale şehitlerini minnetle, şükranla anıyoruz!.
Vurulup tertemiz alnından uzunmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, Ya Rab ne güneşler batıyor!
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer,
Ne büksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i,
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi..
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın!..

Çanakkale Ruhunu iyi anlamak gerekiyor! Neden Çanakkale, niçin geldiler, nasıl saldırdılar, bu gücü nereden topladılar, Gelibolu Yarımadasını neden Cehenneme çevirdiler ve nasıl durduruldular? Hangi imanın, hangi gücün karşısında pes edip "Geldikleri gibi gitmek zorunda kaldılar? "Çanakkale Geçilmez!" diye tarihe destan yazdıran Mehmetçiğin mücadelesi nasıl sonuçlandı? Böyle bir imanın yenilemeyiceği nasıl anlaşıldı? İşte bütün bunlar Çanakkale'de gizlidir; Çanakkale Geçilmez! fermanında gizlidir!...
Boyabatlı Ömer oğlu Mustafa
Yazdı bu destanı girerken safa,
Muradı gitmekti arşı tavafa,
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit, ordu gazi olacak!
Dağlara adını yazdıran yiğitlerin destanını tarih anlatmaya devam ediyor!.."Artık Sarıkamış, Çanakkale, Galiçya, Sakarya, Dumlupınar...şehitlerinin yanına gitmek ve ot tıkadıkları yaralarının üzerine gözyaşlarımızı akıtmak, onların canları ile verdikleri selamı almak zamanıdır!..""Onlar bizim hür ve bağımsız yaşamamız için hayatlarını verdiler. Onları unutarak yaşamak esir yaşamaktır. Unuttugumuz her şehit düşmana teslim edilmiş bir siperdir. Vatan için şehit olmuş insanları unutmak vatana ihanettir!..."
Beş yerde yaram var yazamam mektup
Çoktandır oğlumdan haber yok deyip,
Elin beş vakit namazda açıp,
Kendini kedere salmasın Anam!

"62. Alay 1. Tabur başçavuşlarından Yozgatlı İsmailoğlu Rıfkı 23 Eylül 1916 da yaralı bir şekilde götürülürken alay komutanına yalvarıyor:" Aman Efendim, Bölük komutanı şehit oldu. Yardımcısı Bilal Efendi şehit oldu, ben bölüğe ancak yarım saat kumanda edebildim; yaralandım. Ne olur Allah aşkına cepheye bir komutan yetiştirin!..." Doğru bir taleptir; çünkü o cephe düşmemelidr; çünkü o cephe dimdik ayakta kalan vatandır!...
Havada bulut yok bu ne dumandır!
Köyde bir ölüm yok bu ne figandır,
Şu Yemen illeri ne de yamandır,
Ah o Yemendir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir?

Bir Alman subayı yüksek bir yere çıkarak Türk esirleri takdim ediyor: "Bunlar Türk subayları! Çanakkale'de düşmanı denize dökmüşler. Rus cephesinde savaşırken esir düşmüşler. Oradan kaçmışlar ve şimdi yine cepheye gitmek üzere bir an önce Anadolu'ya ulaşmak istiyorlar!. Bu Millet ölmez! Yaşasın Türk Milleti!..."
Semalardan tekbir sesleri geliyor,
Şehitler Allah'a yükseliyor!
Üstünde titreşen bin figanı zar,
Bu gece gök baştanbaşa kanlı bir mezar!

Çanakkale ruhunu anlatmak zor! O imanı tarif etmek zor. Bu millet Çanakkaleyi ve Çanakkale şehitlerini unutarak yaşayamaz!..Milli Mücadele ruhunu genç nesillere anlatmak zorundayız. Cennet Anadolu'nun kolay kazanılmadığını, korumanında bir bedeli olduğunu anlatmak zorundayız. Çanakkale şehitlerini, Milli Mücadele şehitlerini ve tüm şehitlerimizi minnetle, şükranla anıyoruz!...Ruhlarına binlerce fatihalar...

Termal Turizm

Yozgat-Sorgun ve Sarıkaya'da Termal Turizmi geliştirmek, turizm yatırımların'da bulunmak üzere ilçelerimizi ziyaret eden kurum ve kuruluş temsilcilerinin olduğunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu amaçla Sorgun'da elde edilen termal sıcak su kaynaklarının turizm, sera ve ısıtmada kullanılabileceğini ifade eden Sorgun Belediye Başkanı Ahmet Şimşek Hollanda 'dan bir şirket yöneticilerinin sıcak sudan yararlanarak sera tesisleri kurmak istediğini memnuniyetle belirtmektedirler.
Hollanda'dan bir şirket Sorgun Belediyesine resmi başvuruda bulunmuş sera tesisi kurmak üzere 200 dönümlük bir yer talebini dile getirmişlerdir. Şirket yöneticilerinin belirtiğine göre Türkiye'de kurmak istedikleri sera tesisleriyle ilgili olarak genel bir araştırma yaptıklarını ve en uygun bölge olarak da Sorgun İlçesini gördüklerini ifade etmişlerdir. Bu karar elbette bizim için sevindirici bir karardır.
Sorgun'da, Sarıkaya'da hatta Yerköy'de Termal Turizm ve seracılık bakımından uygun sıcak suyun verimli iklimin müsait oluşu yatırım yapacak şirketleri heveslendirecektir. Sarıkaya'da ve Sorgun'da yeterli sıcak su kaynakları mevcuttur. Yerköy'de de sondaj çalışmalarını hızlandıracak olursak aynı imkanı bu ilçemizde de bulabileceğimiz kanaatini taşıyorum. Ayrıca Yerköy'ün ikilimi, hava şartları uygun, seracılık için her türlü şartlara haiz bir ilçe...Bu konularda ciddi anlamda çalışmaların yapılması yatırımcıları Yozgat'a yönlendirecektir.
Bir başka ciddi konu kaplıca turizminin geliştirilmesidir. Bu olayı defalarca gündeme getirdik; getirmekten de bıkmayız, usanmayız. Yozgat kaplıca turizmi açısından gelişebilecek; adını duyurabilecek zengin termal kaynaklara sahiptir. Kaplıca sularımızın tahlillerini yaptırmalı, bu tahliller rapor haline getirilerek Sağlık Bakanlığına ulaştırılmalıdır. İlçelerimiz modern tesislere ve konaklama merkezlerine kavuştuğunda talep ve istekler artarak devam edecektir. Yozgat'ın termal kaynaklarının değerlendirilmesini ifade ediyor, siyasilerimizi termal kaynakların değerlendirilmesine yönlendirmemiz gerektiğini belirtiyoruz...
YAZILARIMIZ İNTERNET SİTELERİNDE !...
Kendi özel sitemiz (ahmetsarginn.sitemynet.com) den sonra internet sitelerine göndermiş olduğumuz köşe yazıları yayınlanmaya başladı. Sitedeki yazılarımızdan dolayı bizi arayıp tebrik eden, kutlayan bir çok dostumuz oldu!...
"Avrupa Türklerinin Sesi!." olarak yayınına devam eden ve hemşehrimiz Doğan Tufan'ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı-www.aktueldergi.com' da köşe yazılarımız yayınlanmaya başladı. Yaklaşık iki aya yakın süredir devam eden sitedeki yazılarımız sebebiyle pek çok dostumuz bize mesaj geçerek yazalarımızdan dolayı bizi ve gazetemizi tebrik ettiler. Kendilerine teşekkür ediyorum. Gelen yorumlarından zaman zaman alıntılar yaparak köşemize onları konuk edeceğiz inşallah...
Avrupa Türklerinin Sesi- Aktüel Derği'den sonra Genel Yayın Yönetmenliğini Metin Yıldırım' Beyin yaptığı "Meyil Haber "de sitesine bizi konuk ederek yazalarımızı yayınlamaya başladı. Meyil Haber'in yayın sloğanı: "Vatanseverlerin Buluşma Noktası!." Ulusal internet Gazetesi statüsünde yayın yapan (www.meyilhaber.net) gazetede bir köşe yazımıza, bir de kendilerine konuk edildiğimize dair haber yazısı yer alıyor.
"Vatanseverlerin Buluşma Noktası'nda" ve "Avrupa Türkelerinin Sesi" nde köşe yazalarımızı tıklayarak okuyabilir, yorumlarda bulunabilirsiniz...Her iki yazımızdan dolayı email adresimiz olan (ahmetsarginn@mynet.com)'a pek çok mesaj ulaştırılmış, okuyucu dostlarımız tebrik ve teşekkürlerini ifade etmişlerdi; Ben de kendilerine teşekkür ediyorum. Amacımız internet ortamında daha geniş okuyucu kesimine hitap etmek, duygu ve düşüncelerimizi bu dostlarla paylaşmaktır. Aydınlık bir ülkede- konuşan Türkiye'de- insanlarımızın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi için bir kıvılcım ateşi olabiliyorsak ne mutlu bize!...Yozgat'tan dünyaya açılan internet penceremizde buluşmak ümidiyle!...Lütfen tıklar mısınz?...(www. aktueldergi.com) (www.meyilhaber.net)

Muhteşem geceydi!

Yozgatlı şair ve ozanlarla hafta sonu Yerköy'de şiir gecesinde bir araya geldik. Gerçekten de muhteşem bir geceydi!. Şuana kadar yaptığımız kapalı salon şiir gecelerinin en güzellerinden birisi oldu... Katılımcıları ve Yerköylü dostlarımı gönülden kutluyorum. Değerli kaymakamımız Aydın Ergün beye teşekkür ediyorum. Davete icabet eden şair, ozan dostlarıma-( gönül dostlarımıza) teşekkür ediyorum.
Bana göre gece hem heyecanlı, hem de gergin başladı. Oldukça yoğun bir talep vardı. Onların hepsine sahnede söz hakkı verebilmek için adeta seferber olmak zorundaydık. Organizenin benimle birlikte tüm çilesini çeken Gazeteci, yazar Erhan Palabıyık sık sık yanıma gelerek bana desdek vermeye çalışıyordu. Onun yürekli çabası proğramı alnımızın akı ile tamamlamayı sağladı. Arkadaşım Erhan Palabıyık'ın azim ve gayretli çabasına teşekkür ediyorum. Sorgun'dan bize ulaşıp omuz omuza vererek, bu proğramları yaptığımız araştırmacı, şair, yazar Durali Doğan hocama teşekkür ediyorum.
Bu tür proğramların tamamına desdek olacağını bildiren, Sayın Kültür ve Turizm Müdürümüz Fuat Dursun beye, Müze Müdürü Mustafa Akkaya beye teşekkür ediyorum. Yerköy Belediye Başkan vekili Niyazi Akdoğan'a, Şefaatli Belediye Başkanı Fahrettin İbiş beye teşekkür ediyorum.
Sabırla proğramı sonuna kadar izleyerek bizlere desdek ve moral veren hemşehrilerimize yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü bu desdek bize şevk ve heyecan vermiştir.
Saygıdeğer Yerköy halkını ve dostlarımızı da kutlamak gerekir. Bizleri büyük bir sevgi seli ile büyük bir iştahla takip ettiler. Sorgunlu ozanların atışması geceye ayrı bir renk kattı. Yozgat türkülerini söyleyen İlhan Koldemir, mahalli sanatçı Haydar Şanlı, ozanların türküleri, şairlerin duygu yüklü şiirleri gecenin zevkli geçmesine vesile oldu.
Ankara'dan katılan hemşehrimiz Aşık Kadir Öğren, (Ank. Halk Aşıkları ve Kültür Dern. Bşk, yard.), Sevgi Yolu Dergisi Ankara Temsilcisi şair, Deniz Şahinoğlu gecenin renkli konukları oldular!.
Salonda Kurum ve kuruluşlarını temsil eden, bizleri güzel çiçekleri ile kutlayan dostlarımıza, salonun düzenlenmesinde katkıda bulunan belediye personeline, Sinevizyon gösterimi için bilgisayar ve görevli eleman takviyesinde bulunan Çopraşık Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Bilal Özcan'a, siyasi parti temsilcilerine, dernek temsilcilerine, yüreği ve gönlü ile geceye katkı sağlayan dostlarımıza, Çiçekdağı eski belediye başkanı Mehmet Aydın beye teşekkür etmeyi bir vicdanı borç kabul ediyorum.
Davul zurna gösterimi, halayların çekilmesi geceyi oldukça renkli hale getirdi. O kadar güzel, o denli canlı geçti ki, katılımcıların isimlerini saymak yerine hepsine birden teşekkür etmeyi daha doğru buluyorum.
Proğramın tamamlanması ve beğeniyle izlenebilmesi için arkadaşım Erhan Palabıyıkl'a yoğun bir çaba sarf ettik. Bu emeğimizin karşılığı halkımızın katılımı ve güleryüzü oldu.
Kültür ve Turizm Müdürümüz Fuat Dursun beyin katılımları da şüpesik ki, bize desdek veriyor!.. İnşallah bir sonraki durağımız Şefaatli ilçemiz olacaktır. Şefaatli Belediye Başkanı Fahrettin İbiş bey, bu davetini Yerköy halkının huzurunda tekrarladı. Bir sonraki şiir gecemizde Şefaatli'den seslenmeyi umut ediyoruz. Sayın başkanımızla görüşerek tarihini ve yerini tesbit edeceğiz...
Çabamız Türk halk kültürüne sahip çıkmaktır. Çabamız Yozgatlı şair ve ozanlara şevk vermektir. Onların daha güzel, daha kaliteli eserler vermelerini sağlamak için bölgemizin şair ve ozanlarına desdek olmaya çalışıyoruz. Bu anlamda şiir şölenlerimizi yoğunlaştıracağız.
Yozgat basının bu çabamıza desdek olacaklarını umut ediyoruz. Bu kutlu sevdaların yolcularına, gönül dostlarına, desdek olmaktan şeref duyarız çünkü bu bizim öz kültürümüzdür. Kültür elçiliğine talip olan hiç bir siyasi makam talebi bulunmayan insanların desdeklenmesi gerekir öyle değil mi? Yerköylü'den bu desteği aldık minnettarız ve teşekkür ediyoruz...
DİNSLAKEN’DE ÇANAKKALE ANILDI

Çanakkale Zaferinin 91. Yıldönümü münasebetiyle Dinslaken ATİB Türk Eğitim ve Araştırmalar Merkezi, 18 Mart 2006 Cumartesi günü bir ‘Anma Proğramı’ düzenlendi.
Düzenlenen Proğrama konuşmacı olarak Üniversite Öğrencisi Turunç S. Tufan, Eğitimci Yazar Yusuf Karakaya ve TEAM Başkanı, Eğitimci Araştırmacı Yakup Tufan iştirak ettiler

Proğram, Şehitlere ‘ Yasini Şerif’ okunarak başladı.
İlk söz alan Yusuf Karakaya tarihin milletler hayatındaki önem ve ehemmiyetine değinerek, sözü Çanakkale Zaferine getirdi ve şunları söyledi: ‘ Çanakkale’nin Türk Tarihinde müstesna bir yeri vardır. Her bakımdan bitkin bir vaziyette olan Osmanlı Devleti’ni tamamen tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bütün güçleriyle o daracık bölge olan Çanakkale Yarımadasına saldırmışlardır. Ama, O Asımın Nesli, Türk Milleti’nin bağrından çıkan Türk Ordusu, Kahraman Mehmetcik canından daha aziz bidiği Vatan ve Mukaddesatını her türlü imkansızlıklara rağmen işgalci kuvvetlere karşı kahramanca savunmuştur. Mehmetciğe bu cesareti, bu azmi veren güç neydi? İşte bizim millet olarak, üzerinde uzun uzun düşünmemiz ve genç nesillerimize anlatmamız gereken vazifemiz bugün budur. Yusuf Karakaya sözlerini; ‘aynı zamanda Çanakkale Zaferi bizim İstiklal Şavaşımız için de büyük güç kaynağı olmuştur diyerek’ bağladı.

Sözlerine Çanakkale Eğitim ve Araştırmalar Gezisi hatıralarıyla başlayan Turunç S. Tufan, duygu yüklü bir konuşma yaptı. O sohbeti esnasında Çanakkale’de gördüklerini, orada anlatılanları misaller vererek tek tek dile getirdi. Turunç S. Tufan: ‘ Eğer biz bugün millet olarak var isek, bunu Havranlı Seyit Onbaşılara, Ezineli Yahya Çavuşlara, Yozgatlı Kınalı Hasanlara ve daha bir çok Adsız Kahramanlara boçluyuz. Ben Çanakkale’ de bu kahramanların manevi huzurlarında çok duygulandım. Bütün Türk Gençlerinin mutlaka Çanakkale’yi görmeleri ve o atmosferi yaşamaları lazımdır. Gençlerimiz, ancak o zaman, vatanın ve mukaddesatın ne manaya geldiğini anlayacaklardır’. Turunç S. Tufan Almanya’daki anne ve babalara da seslenerek, çocuklarını mutlaka ATİB Türkiye Eğitim ve Kültür Gezisine göndermelerini tavsiye etti ve ekledi: ‘Tekrar ediyorum, ben de bu bilgi ve duyguyguyu katılmış olduğum bu geziden aldım’ diyerek sölerini tamamladı.

Son konuşmacı olarak söz alan Yakup Tufan, uzun bir çalışma neticesinde hazırlamış olduğu ‘CINEVİZYON’ eşliğinde ‘Çanakkale Zaferi 1915’ adlı bir proğram sundu.

Yakup Tufan, Çanakkale Savaşına neden olan olayları, planları, seneryoları ve emperyalist düşünceleri misallerle tek tek anlattı. Katılımcılara duygulu anlar yaşatan TEAM Başkanı: ‘Peki dün ile bugün arasında neler değişti? Belki de hiç bir şey değişmedi. Bugün de sömürgeçi güçler dün olduğu gibi, hem kendi halklarını, hem de dünyayı aynı, yalanla dolanla kandırmaya çalışmıyorlar mı? Hile ve düzenbazlıkla ülkelere saldırmaya devam etmiyorlar mı? Dün Çanakkale Boğazına bütün güçü ve vahşeti ile yüklenen emperyalist zihniyet bugün Afganistan’a, Irak’a aynı güçle, aynı vahşetle saldımadılar mı ? Beyler, Tarih bir tercübedir. Tarih bir hafızadır. Tarih bir dersdir. Tarih bir ebtettir. Tarih bir aynadır. Hülasa, Tarih milletlerin candamarıdır. Bunu böyle bilmeyen, böyle görmeyen, bunu böyle hissetmeyen milletler ve topluluklar ne kendi istiklallerini koruyabilir ne de dünya barışına katkı sağlayabilir’... Yakup Tufan: ‘Biz, bu anlayışla Çanakkale’yi anmalıyız ve onu asla unutmamalıyız ’ diyerek sözlerni noktaladı.
Okunan şiirlerle Çanakkale’yi Anma Proğramı sona erdi.

Sevgi evlerinden Sevgi sitelerine

Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğünün kimsesiz çocuklar için düşündüğü örnek proje: Sevgi Evleri!...Önümüzdeki yıldan itibaren kurulması düşünülen Sevgi Evleri hayırsever iş adamlarına açılıyor!. Hem hayırda yarıştırmak hem de hizmeti teşvik etmek amacıyla zengin iş adamlarımız Sevgi Evlerini kurmaya yönlendirilecek.
Konuyu Yozgat Sosyal Hizmetler İl Müdürü Sayın Fazlı Doğanç beye sorduk! Genel Müdürlüğün bu konudaki projesini anlattılar. Kimsesiz çocukların yurt ve yuvada yetiştirilmesi yerine, ev-aile ortamında 8- 10 kişilik gruplar oluşturularak bir eğitmen, ya da bakıcı anne kontrolünde sıcak aile yuvaları oluşturulacağını ifade ettiler.
Fazlı Doğanç beye Sevgi Evlerinin amacını sorduk: "Eski yapı tamamen eritilip tükeninceye kadar yurtlar korunacak, ancak yeni çocuklarımızı Sevgi Evlerine yerleştirmeyi düşünüyoruz, dedi. "Sevgi Evleri aile ortamını yansıtacak, çocuklar bu ailenin birer parçası olacak, onlara uygun siteler kurulacak, zengin iş adamlarımızın maddi desteği ile Sevgi Evlerini yaygınlaştıracağız!" diyorlardı.
Sevgi Evlerinin arsalarını belediyelerden karşılamayı düşünüyorlar. Her zengin işi adamı kendi adına bir bina kurabilecek! Bu harcamaların tamamını vergiden düşecek. Yani yüzde yüz vergiden muaf bir harcama olacak!.Bu binaların oluşturduğu site Sevgi Evlerinin temelini teşkil edecek. Onlara aile ortamı sunularak aile içinde yetişmeleri amaçlanacak.
Mevcut yapıyı soruyoruz? Mevcut yapıda sorunlar ve problemler var, bunu kabul ediyoruz. Mevcut yapıya dokunmayacağız, diyorlar. Yani mevcut yapı böylece eritilecek, yeniden bir yapılanmaya gidildiği belli. Buralarda gönüllü insanlarn çalıştırılacağı vurgulanıyordu. Projenin içeriği ilgimizi çekti. Sadece Yozgat'ta değil proje tüm Türkiye geneline hitap ediyor...Yozgatlı zengin, iş sahibi hayırseverlerin kendi memleketlerinde kuracakları Sevgi Sitelerini şimdiden görüp mutlu olmak istiyoruz!...
Yozgat Sosyal Hizmetler İl Müdürü ile görüştüğümüzde bu konuda kafa yorduklarına tanıklık ettik. İsimler ve kurumlar üzerinde çalışıyorlardı. Çalışmalırının sonucunda projeyi değerlendirip durumu Genel Müdürlüğe bir rapor halinde sunmayı düşünüyorlar. Konuyu bize de sordular, Yozgatlı yazar ve aydınlar olarak projeye desdek olacağımızı ifade ettik.
Sevgi Evlerinin üç türlü güzelliğnden söz edildi. Birincisi kimsesiz çocukların aile ortamı içerisinde yetiştirileceği, ikincisi kurulacak sitelerle bu işte gönüllü insanların çalıştırılacağı ve sıcak bir yuva görünümü kazanacağı, üçüncüsü de zengin hayırsever insanların teşvik edileceği düşünülmüştü. Ayrıca bunun karşılığında ise vergiden muaf tutularak iki taraflı bir güzellik sağlanmış olacak. Sonuç şu: Sevgi Evleri ile yurt- yuva çocuklarının sorunları bertaraf edilmiş olunacak! Nasıl mı? Aile ortamı içerisinde!...
Bunları değerlendirirken bir konu daha gündeme geldi. Yozgat'ta yeni kurulmuş olan Rehabilitasyon Merkezine bir ambulans alımı...400 özürlüye hizmet vermesi planlanan, ancak şuan 150 özürlüye hizmet veren Yozgat Rehabilitasyon Merkez binasına bir ambulans alma düşüncelerinin olduğunu ifade ettiler.
Tabii ki bu konuda da zengin, hayır sahibi iş adamı, kurum veya dernek arayışı içine girmişler. Bunun bağış olabileceği gibi, kurum -kuruluş ya da şahıslar tarafından alınarak hibe de olabileceğini söylediler. "Kurumumuzun acil olarak bir ambulansa ihtiyacı var!" dediler.
Evet, hayır sever iş adamlarına, zengin varlıklı insanlarımıza güzel bir görev düşüyor; vergileri karşılığında hayırlı bir hizmete talip olmak!...Haydi buyrun dostlar Sevgi Evlerini ve Sevgi Sitelerini kurmaya!.. Buyrun ki, gelecekte bu çocuklar problemli çocuk olmaktan kurtulup vatana millete hayırlı bir evlat olarak yetişebilsinler! Amaç insanlığın hizmetinde çalışmak değil mi?

.........

Yemyeşil bir vatan kurmak için
Cumhuriyet Alanında kapış kapış edilen 5 bin fidanın dağıtım töreni vardı. Bu hoş manzarayı gördüğümde son derece mutlu olduğumu söyleyebilirim. 5 bin yeni fidanın dağıtımı yapılıyordu. 5 bin fidanın da toprakla buluşması sağlanacaktı. Ülke genelinde ise Çevre -Orman Bakanlığının amacı : "15 milyon aileye 15 milyon fidan kamapanyası!.." dikimini teşvik etmekti!.
Dünya Orman günü ve Ağaç Bayramı münasebetiyle yurdun dört bir yanında ağaç dikme seferberliğini başlatan Çevre ve Orman Bakanlığı yetkilileri insanımızı ve kurumları ağaç dikme kampanyasına katılmaya davet ediyorlar...
"Geleceğimizi Birlikte Yeşertelim!" Sloğanı ile yemyeşil bir Anadolu kurmayı hedefleyen Çevre Orman Bakanlığına el ve gönül birlikteliği ile desdek olmak zorundayız.
Yozgat Çevre ve Orman Müdürlüğü de bu çevçevede Çeşka Kale Tepesinde "Ağaç Dikme" kampanyasını başlatarak; Yozgatlı hemeşehrilerimizi ağaç dikme seferberliğine katılmaya davet edecekler. Bu kampanya kapsamı içerisinde dün Cumhuriyet Alanında 5 bin Çam fidanının dağıtım töreni vardı. Çoğunluğunu köylü ve çiftçi hemşehrilerimiz oluşturduğu bu insanlar, fidanları almak için adeta birbirleri ile yarıştılar!.
Yozgat Çevre Orman Müdürü Ali Şimşek Beyle alanda görüştük. 2006 yılı içerisinde 10 bin metrekare ve 35 bin dönüm araziye yaklaşık 10 milyon ağaç fidanı dikecekelerini ifade ettiler. Bu hoş ve güzel bir rakam... Amaç Anadolu'yu yemyeşil halde çocuklarımıza devretmek. Araştırmacıyız, okuyoruz ve görüyoruz ki, bir zamanlar Anadolu ormandan ve ağaçtan geçilmez haldeymiş! Ya bugün? Kurak bir çöl alanına dönüştürülmüş.
İşin garibi, sel ve yağmur suları ile Erozyon sonucu ülkemiz her yıl Kıbrıs Adası büyüklüğünde bir toprak parçasını kaybediyor!. Anadolu hızla kuraklaşıyor ve çöle dönüşüyor. Verimli topraklarımızı sele kaptırıyoruz. Mehmetçiğin canı ve kanı ile koruduğu Cennet Anadolu malesef erozyona yenik düşüyor!... Bunun nedeni elbette ki ağaç ve ormandan yoksun hale gelişimiz.
Amaç Anadoulu'yu yeniden yemyeşil bir vatan parçasına dönüştürmek. Bu konuda yediden yetmişe herkese büyük görevler düşüyor! Bu görev de zor değil tabii ki: Her yıl organizeli olarak binlerce ağaç dikip bu kampanyaya desdek vermeliyiz. Bunu her ilde, her ilçede vatan aşkı ile yapan insanları çoğalttığımızda hedefimize ulaşmış olacağız. Kurumları, okulları, askeri birlikleri ve şirketleri bu konularda iyi motive etmek gerekir.
Bir dostumuzun tavsiye ettiği gibi! Ormanları koruma ve Ağaç dikme seferberliği adına bir askeri birlik kurulabilir. Neden olmasın? Kurumlara özel ormanlık alanlar neden olmasın? Okullara ait özel ormanlık alanlar neden olmasın? Özel şirketlerin, kurum ve kuruluşların fidanlıkları neden olmasın?
Gördüğüm ve izlediğim kadarıyla Yozgat Çevre ve Orman Müdürü Ali Şimşek Bey bu konularda oldukça fedakarane bir çalışma içerisinde gözüküyor! Kendisini yürekten kutluyor, teşekkür ediyorum. Evet "Geleceğimizi Birlikte Yeşertmek!" ve çocuklarımıza yemyeşil bir yurt bırakabilmek için seferber olmak durumundayız.
Dünya ülkeleri arasında ağaç ve orman yetiştiriciliği konusunda örnek olan ülkeler var. Ülkelerine sahip çıkıp en küçük araziyi bile değerlendirmişler. Tabiri caizse, memleketlerini yalancı Cennete çevirmişler... Biz ne yaptık? Yıllarca var olan bu değerlerimize balta salladık. Şimdi mi? Şimdi oturmuş dizlerimizi dövüyoruz! Hatta her yıl binlerce metrekare vatan toprağını sele, suya kaptırıyoruz...Uyanmanın zamın değil midir dostlar?...
Evet "Ağaç dikme seferberliğine katılan, çevresini yeşerten, herkesi yürekten kutluyorum. Bu ülke bizim, bu vatan hepimizin!... O halde: "Haydi Ağaç dikme seferberilğine katılmaya!..."
.........
Haydar ağabeyi
kaybettik..!
Haydar Diler çoğumuzun yakından tanıdığı bir isim... Ciltci Haydar ya da Haydar Abi diye herkesin tanıdığı bir sima!..Onu ben de 70'li yıllardan beri tanıyorum. Bizler lisedeyken o Eskişehir de yüksek okula devam ediyordu. Sonra çeşitli nedenlerle okulunu tamamlayamadı ve Yozgat'a döndü. Uzun süredir Yozgat'ta esnaflık yapıyordu.
Kitabı ve okumayı çok seven bir insan olduğu için kendini kitaplar arasında buluverdi. Uzun yıllar Yozgat'ta ciltcilik yapıyor, kitablara şekil, bir süs ve kapak bulmaya çalışıyordu. İşinin ehli, işini özenle yapmaya çalışan, yaptığı işten zevk alan bir kişiliğe sahipti. "Alın teri ile çalışmalıyım, emeğimin karşılığını almalıyım, aldığım parayı da helal ettirmeliyim" diye düşünürdü...
Cilt dükkanına sık sık uğrar kendisi ile sohbet ederdim. Hoş sohbetli, babacan, sevimli, beyefendi bir kişiliğe sahipti. Kimseyi kırmayan, incitmeyen, karıncayı bile ürkütmeyen mistik bir anlayışı vardı..Aynı zamanda Haydar Abi bir dava adamıydı... Kendi dalında mücadelesini veren, toplumu uyurmaya çalışan, çok okuyan, okuduğunu anlatan, bir derviş edasıyla yaşayan, dünya malına önem vermeyen, ebedi hayata değer veren bir kişiliğe sahipti!..
Onun özel dostları vardı, ciltci dükkanına uğrarlar, onu konuştururlar, güzel güzel sohbet ederlerdi. O gerçekten bir kültür adamıydı. Kimseye buğuz etmez, kimsenin kötülüğünü istemez, insanları kırmaktan son derece sakınırdı... Başkalarını kırmama adına hep kendini kırar, sıkıntıları içine atar, sabırla yoluna devam ederdi...Bu cümlelerle onu yeterince anlatabildiğimi zannetmiyorum!..
O bir dava adamydı; o kutlu sevdaların aşığı, yüce duyguların hayranı, milli devletin kurbanı bir insandı! Dünya malında hiç mi hiç gözü olmayan bir adam tanımıştım!..Arkadaş canlı, dost canlı, gönlü açık, eli açık, sofrası açık bir insandı. Dervişane bir yaşamı tercih ederdi. Dünyanın şaşalı, süslü aldatmacaları onu hiç mi hiç etkilemezdi!..Böyle onurlu bir insanı tanıdığım için çok mutluyum!.. Ancak onu kaybetmiş olmaktan dolayı da son derece üzgünüm!..Sade , temiz, düzenli, seviyeli bir yaşam adamıydı o!.
İşte O'nu kaybettik! Haydar Ağabeyi, Ciltci Haydar Ustayı; Kutlu sevdaların adamını, isimsiz kahramanı...Ona methiyeler dizmek için kalemi elime almış değilim. Üzüntülerimi, kederlerimi ve göz yaşlarımı dostlarıyla paylaşmak için kalemi elime almıştım!...Bir ozan öyle diyor: "Şairler yağmur yüklü buluta benzerler!" duyguları geldi mi bir yağmur gibi sicim sicim akıtıverirler...
Yozgatlı gerçekten bir değerini kaybetti! Gençleri uyaran, kendi diliyle kötülüklere karşı savaş açan, ahlaksızlıkla mücadele eden, vatan sevgisini gönüllere işleyen, okumaya aşık bir insanı kaybettik...Kitap aşkı nedeniyle kitapların dünyasında tozla, dumanla savaşıyordu. Sevdiği kitaplara şekil veren, onları bir kalıba sokan iyi bir cilt ustasını kaybetti Yozgat!
Hepsinden önemlisi yıllarını verdiği kutlu sevdaların bayramını göremeden gitti!..Dünya malını bu kadar önemsiz sayan, elinin tersiyle iten bir adam tanımadım desem yalan söylemiş olmam! Eskişehir'de okurken aldığı görev gereği Eskişehir esnafı ile dost olmuş, sıcacık sevgiler ve dostluklar kurmuş, bu dostlukları mezara kadar taşımış bir insandı!.. O yiğit bir Yozgatlı'ydı. Kim ne derse desin o Yunus misali, Mevlanalar misali yüce sevdaların aşığı bir adamdı!..Türk kültürüne aşık, sanata aşık, tiyatroya aşık; Türk Kültürüne hayran bir kişiliğe sahipti...
Kısır imkanları nedeniyle bu duygularını yakın dostlarıyla paylaşırdı. Bildiğini anlatmaktan çekinmezdi! 70'li yıllarda bir kaç defa onun cesur, yürekli davranışına da tanıklık etmiştim. Yaş olgunlaştıkça daha beyefendi, daha olgun bir kişiliğe kavuştu!.. Yiğit insan, dava eri, gönül eri; makamın Cennet olsun! Allah gani gani Rahmet eylesin! Kabrin nurla dolsun!...Selam olsun sana, Muhammed'e(SAV), onu seven Mü'minlere!...Sen de onlara yoldaş olasın inşallah!.. Ruhuna binlerce defa Fatihalar!... Arkadaşlarına, dostlarına, ailesine onu sevenlere baş sağlığı diliyorum..


ahmetsarginn@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın